kurgu etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
kurgu etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Narnia Günlükleri

Daha önce bu tarz bir film izlediniz mi bilmiyorum ancak bence muhakkak izlemelisiniz hayal gücünüzü geliştirmenizde sizlere yardımcı olabilecek filimlerden biri anımsarsanız Terabithia köprüsü diye bir filmden bahsetmiştim 2 - 3 ay önce işte yine aynı tarzda ve kalitede bir film

"2. dünya savaşı başlar ve aileleri 4 kardeşi güvende olmaları için bir köyde yaşıyan Profesör Kirke’ün yanına gönderirler artık yaşamlarını sürdürecekleri bu evde onları tahmin edemiyecekleri sürprizler bekler.
Birgün saklambaç oynarken tesadüfen keşfettikleri bir oda ve dolap.Dolabın öbür tarafındaki kapıyı açan dört çocuk, o andan Narnia adıyla bilinen paralel evrene geçiş yaparlar. Konuşan hayvanları ve mitolojik yaratıklarıyla peri masallarındakine benzer büyüleyici bir dünyaya...
Gündelik yaşantınızdan ya da aynı şeyleri izlemenin verdiği hazsızlıktan sıkıldıysanız bu filmi izleyerek başka bir dünyaya kaçabilirsiniz. Çocuklarla beraber izlenecek, herkese hitap edebilen güzel bir film. Fantastik sinemanın en başarılı örneklerinden biri. 2005 yapımı bir film ama siz bir şekilde edinip izleyin."


Freddy Halt Etmiş

Özlem ablamı tanımayanınız yoktur bizim fantastk araba maceralarımızın vazgeçilmez oyuncusudur önceki yazılarımda sık sık bahsetmişimdir.

Bugun pc mi açtım kahve hazırlamak için mutfağa gittim Messenger ım otomatik açıldığı için geri geldiğimde konuşma penceresini gördüm uzunca birşeyler yazılmış baştan okumaya çalışıyorum anlamak için okudukça içimden diyorum ki özlem ablam senaryo işine girdi galiba :)

Ama sonunda anlıyorum ki ruyasında gördükleriymiş bunlar ...

Metin üzerinde hiç değişiklik yapmadan aynen olduğu gibi yayımlamak istedim

Tırsın diye :)

"Dün gece korkunç rüyalar gördüm

rüyalarımın baş kahramanı sen pınar ve bir tır şoförüylü (benim rüyamda baş kim olsun ki illa bir tır şoförü olacak)değme korku filmlerine taş çıkartacak kadar korkunçtu istanbuldayız E5 yolunun biraz ıssız bir bölümü gerçekte olan bir yer bu anlattığım mekan ama ben oradan geçmeyeli belki 5 yıl oldu işte bu ıssız yerde bir tır bir taksiyle çarpışır taksiyi kullanan bayan biz üçümüz arabadayız tır çarpmış ya benim dikkatimi çeker birde çarptığı bayan olunca daha da dikkatimi çeker dururuz tır şoförü büyük bir hışımla kadının üstüne yürür ve yumruklamaya başlar bu durumu görünce pınarla sen kadını kenara çekersiniz bende tır şoförünü orada birkaç kişi daha var ama izlerler

ben tır şoförünü sakinleştirmeye çalışırken kenarda da bir bina var o da beni oraya doğru götürür işte bütün olay bundan sonra başlıyor...

binaya gireriz heryerde acaip bir kan kokusu ve heryer kırmızı meğer bütün bunlar bir komplonun parçası yani kaza kadın hepsi siz dışarıda kalırsınız

adam size zarar vermesin diye ben adama yanaşmaya çalışırım

ne isterse yapacağımı söylerim ama ortam korkunç

içerdekilerin hepsinin elinde testereler üstünden kanlar akan bıçaklar kollar bacaklar kafalar adamı tam ikna ettiğimi düşündüğümde birden dışarıya gözüm takılır sizi bir yere bağlamışlar ve dişlerinizi sökmüşler

ağzınızdan kanlar akar ben bir anda etrafı oyalayıp gözlerini boyayıp dışarı kaçarım sessizce sizi sökerim (ipler) konuşamazsınız

bir anda o adam yeniden arkamda belirir ve size kaçın diye bağırıp arabanın anahtarını atarım önde siz arkada ben koşarız tam arabaya girdiğimizde adam arkamızdan yetişir ama kapıları açamaz arabanın camına kocaman bir insan kafası atar camı kırar...

işte o anda uyandım

kan ter içindeyim

çığlık çığlığa

ben bunu filmde bile izlemeye cesaret edemem rüyasını görüyorum yahu

saatlerce uyuyamadım

gözümün önünden o dişsiz kanlı ağzınız

ve gözlerinizdeki ifade gitmiyor

böyle gerçekçi rüya daha önce hiç görmedim"



valla iyiki görmüşsün abla banada yazması düştü. :)

Yıldızlara bakmak

Hayatımızda karşılaştığımız o an bizim için önemli fakat ertesi gün fikrimize bile değmeyen şeyler yaşarız.Bazı zamanlar yaşadıklarımızın peşine düşer iz sürer elde ederiz.
İşte ben bu tarz girişimlerde bulunmazdım hiç anlık hayatlar anlık olmaktan öte gitmez ya ... Ama artık yaşadıklarımı sorguluyorum.Kıyısından köşesinden eleştiriyorum bile kendimi.
Büyüyorum galiba bunun kelime karşılığı bu olsa gerek büyüdükçe anlıyor insan ne olduğunu.Neden bu dünyaya gönderildiğini, gayesini amacını nefes alıyor olmanın bile bir manası olduğunu...
Aklımda dolaşanlar çocukluk anılarım artık onlara daha çok değer veriyorum.Belki de bir yakınımı kaybetmekten ötürü tüm bunlar.
ilk okulda okuduğum bir hikaye kalmıştır hep aklımda ama hiç bir zaman kendi haytıma uyarlamamışımdır. ''Yıldızlara Bakmak'' (Necatigil.) Müfredatta yer alan ve hakikaten mantıklı bir seçim olan bir hikaye.Bir araştırma sonucu Bir radyo oyunu olduğunu buldum annem anlatırdı eskiden televizyonun olmadığı yıllarda TRT de akşamları yayımlanan kısa yada arkası yarın tarzında kişileri hayata hazırlayan küçük temsiller biraz daha araştırdığımda TRT de hala bu tarz programların olduğunu buldum ve yazın başından beri dinliyorum kaçırmadan ve dinlerken gerçekten büyük zevk alıyorum.
Ne demiştik evet Yıldızlara Bakmak ...
Hikaye kısaca aklımda kalanlarla şöyleydi;
Kendini işe güce vermiş bir adam oradan oraya koşturuyor tabi bu esnada hayatında kimsesi kalmamış tek başına... Birgün iş için bir yere giderken şöförüne sürekli aracı hızlı sürmesini emrediyor çünkü kaçırmaması gereken bir iş hırsından ötürüde yetişmek için çıldırıyor .Ancak bir kaza sonucu yolda kalıyorlar gece ıssızlığın ortasında.Şöförü lastiğin patladığını dilerse dışarda oturup beklemesini söylüyor adama ve araçtan çıkıp orada bulunan çimlerin üzzerine uzanıyor ve şöför işe koyuluyor...

Bir kaç saat sonra şöför patronuna gelip tekerlerği hallettiğini artık gidebileceklerini söylüyor.
Adam şöfere parlayan gözlerle bakıyor duyuyor musun? diyor.Şöför şaşkınlıkla bakıyor adama ...
-Uzandığı yerde ilk önce yıldızları fark ediyor herzaman orda olduklarını biliyor ancak ilkkez bu kadar uzun süre bakma (görme ) fırsatı oluyor aynı zamanda yıldızlara bakarken doğanın sesini işitiyor böceklerin çimlerde yürürken çıkardıkları sesi rüzgarın ağaçların yapraklarındaki hışırtısını... içinde bin pişmanlık oluyor bu güne kadar baktığım şeyleri demek ki hiç görmemişim diyor içten.
-Tekrar soruyor şöföre görüyor musun?
Neyi efendim demekle kalıyor
Yıldızları.
Evet her gece diyor şöför
Peki bakıyormusun yoksa görüyor musun? Diyor adam ve hikaye bitiyor.
Tam olarak bu şekilde olmaya bilir orjinalinide araştırmadım çünkü aklımda kalanları bana ders edindirdiği şeyi tasvir etmeye çalıştım.
Kilit kelime :Görmek.
Umarım sadece baktıklarınızla kalmaz hayatı görebildiklerinizle yaşarsınız.
İnanın bana daha geçekten daha anlam kazanıyor herşey.En azından ben yeni fark ettim.
Sevgiyle kalın.

çok manyak ve sürükleyici bi Hikaye

Hikayemizn Kahramanları bilindiği gibi yine kırmız başlıklı kız(Alice), hain kurt(Marc) ve saf babanemizden(Monica) ibarettir. Ancak olayımız bu sefer biraz farklı geçekleşmekte kahramanlarımız günümüz dövüş tekniklerine,bilgi ve becerilerle donatılmıştır bu hikayemizde.
Herneyse daha fazla uzamdan hikayemize geçelim. Kırmızı Başlıklı Kız FBI ajanıdır bu güne kadar kendisine verilen tüm görevleri mükemmel bir şekilde yerine getirmiştir ancak; bu seferki görev biraz tehlike arz etmektedir o yüzden her zamankinden biraz daha dikkatli olmak zorundadır.Tabi ki Her görevde karşısına çıkan,binbir ibnelikle yolunu kesmeye çalışan tek rakibi CIA ajanı takma adı Kurt olan Marc yine iş başındadır.
Kırmız başlıklı kızın bu seferki görevi geçekten çok zordu . Ormanın belli yerlerine gizlenen nükleer başlıklı ve zaman ayarlı bombaları bulup kendi departmanın bışı olan ve bir yaşlı babanne kılığına bürünen aslında 28 lik bir çıtır olan monica ya bir zarar gelmeden nükleer başlıkları teslim edebilmektedir. Günlerce süren aç ,susuz ve uykusuz saatlerden sonra niyahet tüm bombaları bulmuştur ancak unuttuğu birşey vardır ;Marc (kurt) sinsi bir şekilde Alice yi (kırmızı başlıklı kız) takip etmektedir. Sonuçta ikisinde de görev aşkı var.Bugüne kadar bilindiği üzere FBI ve CIA ajanları arasında ezeli bir rekabet vardır o yüzden olsa gerek her hikayede bu iki karakterimiz arasında anlaşılmaz entrikalar dönmektedir. Alice tüm bombaları sepet görünümündeki herşeyden izole edilmiş çantaya özenle yerşleştirmiştir ve artık Monica nın üssüne gitmesi için herhangi bir engel yoktur.Fakat bir anda duyduğu sesle irkilir arkasına dönüp baktığında uçan tekme ile kendisine doğru gelen Marc ı görür ve hemen savunmaya geçerek yukarıda ki resimde görmüş olduğunuz hareketi çeker Marc a :) Velhasıl aralarında hiçbir action filminde şahit olamıyacağınız bür dövüş sahnesi geçer. Birden bire dururlar birbirlrine bakarlar Alice der ki ; yav yiğidim biz bu güne kadar birbirimizi yedik durduk sen bana, ben sana … Nereye kadar gider şekerim bu böyle der.Marc ta Alice yi destekler bir şekilde başını sallar bir kaç dakika süren bakışma sahnesi ..ve sonunda vuku bulan bir ateşli öpüşme Artık Marc ve Alice birbirlerine aşık olmışlardır fakat Alice nin kafasındaki soru beynini yiğip bitirmektedir.Tahammülü yoktur artık ve Marc a dönüp sorar peki der; Monica ne olacak valla o beni anamdan doğduğuma pişman eder ,ne bu cihanda ne öbür tarafta iki yakamı bırakmaz der.Marc erkeliğin vermiş olduğu cesaretle gülüm der sen baş tacısın ben asıl kozumu sona bıraktım hani bizim Avcı amca vardıya Eric işte o benden işaret bekliyo gelip şimdi bizi burdan alıcak helikopterle Alice hemen lafını balla kestim erkeğim diyo ve devam ediyo ; peki ya bombalar ! Marc yine serin kanlılığını koruyarak s.kerim bombasınıda onuda monica nın üssünün bulunduğu yerden geçerken aşşağa atarız ne bomba kalır ne de monica. Sonra tanıdık bi doktora yüzlerimizi değiştirtiriz gideriz yerleşiriz dubaie krallar gibi yaşarız diyor ve bi ıslık çakıyo hoop avcı abi 10 sn sonra üstlerinde Marc ve Alice el ele tutuşup biniyorlar helikoptere ve mutluluk içerisinde çıkıyorlar yola.Tam Monica nın Üssünün üstünden geçerken Kurt Mark iğrenç seslerle Erol TAŞ vari kahkahalar atmaya başlamıştır.Sizinde tahmin ettiğiniz gibi yine bir ibnelik peşindedir ve planı tıkır tıkır işlemektedir.Kırmızı Başlıklı Kızın elinden bombaların dolu olduğu sepeti alır ve der ki; ver hayatım sen , ben atarım onları Alice Marc ın bu centilmenliği karşısında azı açık şekilde bakarken birden bire yer gök Alicenin çığlıklarıyla inler.Hain Marc sepeti alırken kurnaz bi hamleyle Alice nin kıçına bi tekme atar ve genç ajanı aşağıya iter Alice çığlıkler içinde yere düşerken herkezin unuttuğu birşey vardır ; evet bombanın pimlerini de çekmiştir.Ve helikopter büyük bir patlamayla inflakolur.Alice yere düştüğünde yüzünde hem acı hemde bir zafer daha kazanmanın mutlu ifadesi vardır.Ancak yaşadığı bu olaydan bir ders çıkartarak hayata gözlerini yumar ve azından son olarak dökülen bir kaç sözcük şunlar olmuştur : Ulen erkek milleti değil mi topunuzun köküne öhü öhü ….
Umarım gülerek okumuşsunuzdur bu hikayemi hoşçakalın…

polyanna Psikopat Olursa


Eğer ilginizi çekmişse televizyonlarda Polyanna‘nın olduğu çizgi filmlere yer verilmiyor artık. Neden diye sordunuzmu acaba kendinize? Hala sormadıysanız bir durun düşünün bu kıza noldu ki artık onu göremiyoruz .Bilindiği üzere Polyanna hastalık derecesinde iyilik timsali bir kızımızdır. Ancak yakın arkadaşı olan Heidi yi Alpler deki evinde ziyarete gitti ve orada her ne olduysa karakteristik ve ruhsal özelliklerinde bir takım değişiklişler meydana geldi.Bunu sizlerle paylaşırken şu anda inanın içimde fırtınalar kopyor fakat yapacak birşey yok sizlerin de gerçeklerden haberdar olmanız gerek. O halde başlıyoruz. Heidi ile Polyanna arasında uzun yıllar süren arkadaşlıkları Heidinin dedesinin illaki Alplerde ki eve taşınıcaz inadı yüzünden ne yazık ki son buldu üstüne üstük Heidi nin Peter le tanışmasından sonra Polyannayı iyice boşlaması ve artık mektup yazmaması, Polyannayı çıldırtan son şey olmuştu. Kendi kendine hep şunları söylüyordu; yav ben çevremde sevilen bir simayım , bugüne kadar billeti mutlu edicem diye yapmadığım şaklabanlık kalmadı ama gel gör kimse bizi sallamıyo ama. İşte kendi kendine sürekli bunları tekrarladıkça içindeki kötü taraf git gide ortaya çıkmaya başlıyor Polyanna’nın ve artık intikam duygusunun ne olduğunu anlamaya başlıyor. Polyanna kafasında kurduğu günlerce düşündüğü şeyi yapmak için yola çıkıyor.1 ay kadar süren yolculuktan sonra Heidi nin evini eliyle koymuş gibi bulmuştu ve planını uygulaması için tek birşey kalmıştı o da; Heidi ve Peter i bir arada yakalayabilmekti. Derin bir nefes aldı ve yüzüne derin bir hasret yaşarmışçasına bir ifade takınarak kapıyı çaldı 3 kere tık tık tık… Kapı açıldı … Sesi o kadar ürkütücüydü ki istediği sahne tamammen buydu . Heidi’nin dedesi Polyannayı karşısında görünce çok şaşırdı ve sarılmak için bi hamlede bulunduğunda; Polyanna nın garip tepksi ile karşılaştı dede.Afallamıştı ve olduğu herde dondu kaldı Polyanna çantasında çıkardığı bıçağı etrafa savuruyordu çünkü gördüğü sahne iyice çıldırtmıştı Sahne aynen şöyleydi : Yemek masasında bir kuş sütü eksik ve Peter evin oğlu misali yayılmış ohh götürüyo yemekleri Heidi geyşa olmuş hizmet halinde işte onu çıldırtan görüntü.Bir an bile düşünmeden bıçağı Peter in karnına geçiriyor soruyor neden ?! Sonra dönüyor dede ye yine aynı şekilde ona da geçiriyor ve aynı soru neden?! Ve en son gücüyle Heidi ye döndü ve dedi ki; Heidi sen benim bacımdın,kardeşimdin seninle neler paylaştık,yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi ama ne oldu da sen bunu bana yaptın neden benii unuttun bu kadarmıydı olayımız senle.Kızım sen istesen ben sana canımı verirdim be.Ama sen bana yanlış yaptın yanlış dedi ve Heidi yi tam kalbinden 25 kez bıçakladı.Bu yazıdan ders mers çıkartmıyoruz.Herşey ortada kız kafayı yemiş işte manyyak ve ne yazık ki şu anda Kindom Hospital da tedavi görüyor! (staphan King’e kaydık bi anda )