Kadınlar günümüz kutlu olsun
Bugün bizim günümüzmüş :)
O halde
Günümüz kutlu olsun ...
Bugün bizim günümüzmüş :)
O halde
Günümüz kutlu olsun ...
| Yazar: Başak Ölmez | Tarih: Cumartesi, Mart 08, 2008 | 0 yorum
| Etiketler: bayanlar bay mıyanlar, gündem, hayattan |
Bu ablamız bir dizi estetik operasyon geçirmiş ve bu hale gelmiş İnanabiliyor musunuz ?! O kadar güzel yüzü git sen boz, mahvet bu hale getir.
Yazık yazık valla ablacım sen eskiden daha bi güzelmişin harcamışsın kendini.Ya nasıl pişmansındır kim bilir ama öyle bi bakmışsın ki ohh cillop gibi oldum der gibi.Şimdi nolucak nasıl eski haline geliceksin? Valla ben çok üzüldüm bu haline :) İşte akıllı olun estetik mestetik yaptırmayın böyle olursa çok üzülürsünüz ...
Bu arada resimde ki abi umarım hala yanında öyle gururla duruyordur ( ? )
Ulan tanıdık biri değil demi bu şahsiyet başımıza iş almıyalım bi yazı yazdık site kapandı şimdide dava açmasın ablamız. Şiiii güzel olmuşsun kız şaka yaptım ehehhe :)
| Yazar: Başak Ölmez | Tarih: Çarşamba, Aralık 05, 2007 | 4 yorum
| Etiketler: dehşetül vahşet, geyik, hayattan, komik, korku, resim mesim, saçmalık |
Gece saat bilmem kaç Facebook tan yıllar sonra bulduğum çocukluğumuz da sokaklarda akşam ezanına kadar koşturduğumuz arkadaşım Gülşah la öylesine konuşurken bana birden bir link yolladı. Yuh artık denecek bir mevzu olduğunu gördüm. Bu arkadaşlar öyle bir web sitesi yapmışlar ki sloganı aynen şöyle; "Boşverin Eski Arkadaşları Burada Yenileri Var"
Karşınıza Facebook ta profili olan bayanların resimleri geliyor.Üzerine tıkladığınız zaman o kişinin profil sayfasına yönlendiriliyorsunuz.
Şimdi bir sorum var.
Bu sitede yer verilen resimler şahıslardan izinsiz bir şekilde yayımlanıyor tamam üye olurken bir sözleşmeyi kabul ediyoruz ama bu tarz bi yerde yayımlanacağına dair bi ibare geçmiyor...
Şimdi burada illegal bi olay yok mu ?( Gerçi burası Türkiye herşey olabilir ama yinede size bi sormak istedim)
...
| Yazar: Başak Ölmez | Tarih: Salı, Aralık 04, 2007 | 6 yorum
| Etiketler: dehşetül vahşet, gündem, hayattan, resim mesim, saçmalık, Türkiye |
En azından bugün düşünün!
| Yazar: Başak Ölmez | Tarih: Perşembe, Kasım 29, 2007 | 12 yorum
| Etiketler: bayanlar bay mıyanlar, hayattan, video |

Düşünün ki İzmir / Karşıyaka Çarşıda oturuyorsunuz ve bu oturduğunuz semt, mahalle herneyse şehrin bel kemiklerinden biri. Tam oturduğunuz apartmanın ön cephesinde metro, arka cephesinde de doğal gaz çalışmaları gerçekleştiriliyor ve birer gün ara ile ilk önce su boruları patlıyor daha sonra ki günde (yani bugün) elektrik kabloları kopuyor .
Kendinizi talihsiz bedevi gibi hissetmek içi bunlar yeterli değil mi ?
Değil :)
Şimdi size bir telefon konuşmasından, öncesinde ve sonrasında gerçekleşen komplike olaylardan bahsedicem.
Okuduktan sonra anlıyacaksınız neden kendimi bedevi ilan ettiğimi.
22 kasım perşembe saat 10 : 22 ilk kez bu kadar erken uyanmışım uzun zaman sonra... Kahvaltımı yaptım daha sonra mükemmel aromalı kahvemi hazırladım.Bilgisayarımın başına oturdum, başlatma düğmesine bastım.. "Hoşgeldiniz" yazısı çıktı ve şaaak diye elektirikler gitti. Neyse biraz bekledikten sonra klasik dairenin kapısını açıp otomatiğe basarak acaba sadece bizde mi yoksa heryerde mi gitti(?) kontrolu nu yaptım. Evet heryerde gitmişti, içim rahatladı kapıyı örttüm.O esnada dışarıdan gelen sesler , sokakta bir hareketlilik olduğunu düşünmeme neden oldu.Hemen balkona çıktım , Bi baktım ki metro kazısı yaparken kepçecik elektrik direğindeki tellere dokunmuş ! Onlarda kopmuş. Neyse efendim bi kaç saat içinde yapılır diye umarken saat 12 : 00 oldu tabi keyfim kaçtı."(zaten soğuk) Aklıma "186 elektrik arıza"yı aramak geldi. Biraz bekledikten sonra karşımdaki ses bu günün uzun olcağının belgesiydi :)
kısaltmalarla, zaten çok kısa olan bu görüşmeyi aynen aktarıyorum
Basak :B
Elektirkci : E
(abiyi hayal edelim hemen 40 yaşlarında- memur olma kriterlerinin tümüne sahip- sigaradan bıyıkları parmakları sararmış -hafif göbekli -tek başına- bir masa ,bir sandelye, telefon ve kataletik bir sobanın bulunduğu masasının üstünde pis bir çay bardağı olan bir odada görev yapan bir abi :p nedense sesini ilk duyduğumda ki yaptığım analiz bu başka türlü hayal edemedim :)
E: Aalllooovvv
B: iyi günler 1671 sok..... ... da ki kesinti için aramıştım
E: Nerdeee?
B: Az önceki söylediğim adreste yaklaşık 2 saattir elektrik kesintisi var
E: Ne kadar oldu ?
B: Beyfendi siz beni dinliyor musunuz ?Elektirik arızası var onun için aradım ilgilenir misiniz ?
E: Tamamdırrr kayıtı aldım Abla ! hemen ekip yolluyorum
Çaat sesi ve görüşme biter ...
"Be adam madem benim dediklerimi anlıyorsun neden nerdeee? Kaçtaa ? Diye bir daha soruyorsun? İnönü gibi işine geleni duyuyorsun be kardeşim diye içimden saydım ve yine oturdum bekemeye başladım."
Ancak saatler saatleri kovaladı içime sıkıntılar bastı ne gelen ne giden var derken saat oldu
17 :00 ve sonunda ekibimiz geldi.2 Saat te de tamir olayı sürdü oldumu saat 19:00 neyse derken elektiriklerimiz geldi ...
Hemen bilgisayarımı açtım kuzummm diyim bi hasret gidereyim diye. Anaaaa bi baktım disk okuma hatası yazıyor kocaman siyah bir ekranın ağırlığında.Bi kaç dakika öylece ekrana baktım Sinirimden ağlamamak için kendimi zor tuttum . Velhasıl sanıyorum ki; ani voltaj düşümünden dolayı C sürücüsü hasar gördü hemen bir format attım. Hırs yaptım çünkü bu bilgisayarı bugün açmam lazım ! ve saat
21 :00 ben bu yazıyı yazıyorum :)
Şimdi tüm bunları okuduktan sonra neden kendimi "Talihsiz Bedevi" ilan ettim anladınız mı ?
Not: Bir de birinci katta oturmanın en kötü şey olduğunu da anlamış oldum.Çünkü; üst katta oturan ve yaş ortalaması 60 olan herkesi fenerle (7. kat dahil olmak üzere bide alışveriş yapanları vardı aralarında ) evlerine çıkarttım.Bununla tam Talihsiz Bedevi oldum tüm yaşadıklarımda Kutup Ayısının ta kendisi :)
Son bir kaç haftadır nedeninin çok bariz olduğu ama sesleri her duyduğumuzda ev içerisinde ki tüm bireylerin allah allah ne oluyor bunlara diyerek safa yattığımız bir olay yaşıyoruz.
Mahallemizde bir takım nereden geldiği belirisiz bunca ay araba altında yaymış, yan gelip yatmış sevgili kediler artık bu dinginlğe sessizliğe bir son verme kararı almış sanıyorum.
Sabahtan akşama kadar onların kur yapma seslerinin daha başka bir açıklaması olamaz.
Kardeşim mart a daha nereden baksan 4 ay var bu ne oluyor ön sevişme bu kadar erken başlar ve 4 ay mı sürer yeterin ulen çöpte Viagramı buldunuz da yuttunuz hepiniz, sizin yüzünüzden uyuyamıyoruz auuvv mavvv ciddi anlamda sorun teşkil etmeye başladınız artık. Yeterin ya sapık mısınız nesiniz?
Burdan yetkililere sesleniyorum bu işi gayri meşru bir şekilde sokaklarda yaşamasınlar bi hal çare bulun şu işe ya hu :)
Allahtan internet kullanıcısı falan değil bu kedileler bariz işte sapık emellerine alet ederler kesin :)

Bugün Genel Kurmay Başkanlığının sitesine girdiğimde yine ağlamama neden olan bir duyuru gördüm küçük biz kız ilköğretim 4. sınıf öğrencisi bayram harçlıklarını biriktirip Mehmetçik için bağış yapmış ve bu mektubu yollamış ne kadar gurur verici bir davranıştır Anlından öpülecek evlat helal olsun diyorum seni yetiştiren Anne Babayı tebrik ediyorum.







Son günlerde tv de Turkcellin yeni reklamları
Kadın oldukça hoş,alımlı güzelce birşey.
Adam işinde başarılı,kariyer sahibi.
Seviyorlar birbirlerini uzunca süren bir flörtten sonra evleniyorlar.
Herşey gayet yolunda gidiyor mükemmel bir evlilik yaşamaktalar..
Ta ki; kadının kafasında sebebini bulamadığı düşünceler yer almaya başlayana kadar.
Kadın…
Son zamanlarda ilişkilerine dair hep kendi kendine şunu soruyor:
Sadece bedeni mi seviyor? İyi bi seks hayatımız var bu mu beni çekici kılan ona karşı tam olarak ne ifade ediyorum onun için.?
Günlerdir bu sorularla boğuşmakta adamsa hiçbişeyin farkında bile değil. soramaz da bunu şimdi tam çıkmazda kadın.
Derken bi akşam televizyon karşısında yine her akşam ki rutinleri…
Kadın birden adamın ona baktığını farkediyor adamsa öööle dalmış,karısına bakıyor kadın oralı olmuyor,elinde bıçak adamsa hala bakmakta kadın nedense dönüp bakamıyor bile garip duygular içinde ve dayanamıyor, dönüyor …O da o da bir şey söleycek ama susuyor.
Noldu der gibi bakıyor elinde bıçak öylece bakıyor…
Adam gülümsüyor ve şöyle diyor:
"Portakal soyuşunu seyretmek çok güzel."
-İşte anahtar cümle
herşeyi bir anda yoluna koyuveren cümle…
Kadın şaşırıyor, mutlu..çok mutlu,huzurlu ama şaşkın o anda tüm o sorular dağılıveriyor birden kadının aklında ki.
Adam mı?O maalesef olan biten hiçbirşeyin farkında bile değil sadece gülümsüyor...
Sanırım bazen biz çok kuruyoruz içimizde ve bu tarz düşünceler bazen bizi felaketlere bile götürebilyor .
Herşeyi konuşmak, konuşarak paylaşmak hayatı daha yaşanılır bir hal aldırıveriyor
öyle değil mi?
Geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda İzmir'de bulundum.Çok güzel unutamadığım ve unutamayacağım bir hafta geçirdim. Başak'la kan bağımız ve akrabalığımız olmasına rağmen ilk kez yüz yüze de bu İzmir seyahatimde tanıştık. Tabii aile büyüklerimiz birbirlerini tanıyorlar , "biz çocukları da" biliyorlar, büyüklerimizin belli bir yaşanmışlıkları ve mazileri var elbette ama , hayat şartları , koşullar biz çocuklar büyüyüp yetişene kadar hepimizi başka başka yerlere ve şehirlere sürüklemiş. Bu bir hafta içerisinde Başak ile birbirimizi hayatımızda ilk defa görmüş ve yeni tanışmış olmamıza rağmen ilişkimiz iki kız kardeşten farksız bir hale büründü. Birbirimizi çok sevdik yani... Ve her gece sabahlara kadar oturup bunca yılın birikimini (bütün samimiyetimiz ve içtenliğimizle) birbirimizle paylaşırken pek çok ortak yönümüzün olduğunu fark etmek bizi mutlu etmekle birlikte çok da şaşırttı...
***
Bir gün , bir akşam üzeri; Başağımın arkadaşları ile buluşmaya karar verdik. Karşıyaka' dan Pasaport'a geçtik ve sahilde güzel bir cafe de oturduk. Tabi biz erken gelmiştik. Ve arkadaşların gelmesini beklerken o güzelim İzmir manzarasına nazır karşılıklı Şööyle mis gibi birer Türk kahvesi içmeye karar verdik. Kahvelerimizi içtik ama hala gelen giden yok. :) Bu arada bekliyorken acıkmamış olmama rağmen , merak ettiğimden (daha önce hiç yememiştim) "Kumru" yemek istedim. Kumru siparişimizi verdik ve baharı bekleyen kumrular gibi siparişimizin gelmesini beklerken, bir yandan "Kumru eti yenir mi acaba?" diye kendime sorarken diğer yandan da "Nasıl yiyor bu insanlar şu kadarcık kuşun etini anlamıyorum. Sanki beyaz etin kırmızı etin suyu çıktı. Bu hayvancağızın eti nee budu ne ki?" diye içimden öylesine söyleniyorken "Ayy ben de yiyeceğim şimdi ama" diye de ince ince bir pişmanlık :) hissi yaşamaya başladım. Fakat "amaaan! bir tadına bakarım beğenmezsem yemem canım ne olacak ki , kokoreç yiyorum , işkembe içiyorum da bir kumru etimi beni korkutuyor hem millet uzak doğuda, orada burada börtü böcek - yılan fare hatta, maymun yiyor , biz bir kumru yemişizde ne olmuş , yemişim kumruyu! :)" diye düşünürken bir de baktım Kumrular geldi. Kumruların gelmesiyle birlikte "acaba çiğ mi yiyeceğiz ne çabuk pişirdiler" diye düşündüm bir an :)Gelen
servisi koklayıp , incelemeye başladığımı gören kuzum Başak "Ne arıyorsun sen ekmeğin içinde Pınar?!" diye sorunca artık kendimi tutamadım ve "Kumruuu" dedim :)Tabi bunu duyar duymaz başta başağın hemen ardından da durumu anlayıp benim kahkahalara boğulmamız bir oldu... "meğer ekmek özel bir ekmek olduğunda ekmeğe kumru deniyormuş" Simit gibi susamlı ve gerçekten oldukça da lezzetliydi. Dileğinize göre ekmeğin içine istediğinizi koydurabiliyorsunuz. Biz beyaz peynir , taze biber ve domatesli yedik... Ve açıkçası Hamburger ve Sosisli Sandviçten daha yararlı ve iyi bir aparatif. Aynı zamanda oldukça da ucuz!
Neyse, şimdiiii;
- Kumru neymiş Pınar?
- Kumru kuşunun etiyle uzaktan yakından alakası ve bağlantısı olmayan, lezzetli bir sandviçmiş !!! :)
Hayatımızda karşılaştığımız o an bizim için önemli fakat ertesi gün fikrimize bile değmeyen şeyler yaşarız.Bazı zamanlar yaşadıklarımızın peşine düşer iz sürer elde ederiz.
İşte ben bu tarz girişimlerde bulunmazdım hiç anlık hayatlar anlık olmaktan öte gitmez ya ... Ama artık yaşadıklarımı sorguluyorum.Kıyısından köşesinden eleştiriyorum bile kendimi.
Büyüyorum galiba bunun kelime karşılığı bu olsa gerek büyüdükçe anlıyor insan ne olduğunu.Neden bu dünyaya gönderildiğini, gayesini amacını nefes alıyor olmanın bile bir manası olduğunu...
Aklımda dolaşanlar çocukluk anılarım artık onlara daha çok değer veriyorum.Belki de bir yakınımı kaybetmekten ötürü tüm bunlar.
ilk okulda okuduğum bir hikaye kalmıştır hep aklımda ama hiç bir zaman kendi haytıma uyarlamamışımdır. ''Yıldızlara Bakmak'' (Necatigil.) Müfredatta yer alan ve hakikaten mantıklı bir seçim olan bir hikaye.Bir araştırma sonucu Bir radyo oyunu olduğunu buldum annem anlatırdı eskiden televizyonun olmadığı yıllarda TRT de akşamları yayımlanan kısa yada arkası yarın tarzında kişileri hayata hazırlayan küçük temsiller biraz daha araştırdığımda TRT de hala bu tarz programların olduğunu buldum ve yazın başından beri dinliyorum kaçırmadan ve dinlerken gerçekten büyük zevk alıyorum.
Ne demiştik evet Yıldızlara Bakmak ...
Hikaye kısaca aklımda kalanlarla şöyleydi;
Kendini işe güce vermiş bir adam oradan oraya koşturuyor tabi bu esnada hayatında kimsesi kalmamış tek başına... Birgün iş için bir yere giderken şöförüne sürekli aracı hızlı sürmesini emrediyor çünkü kaçırmaması gereken bir iş hırsından ötürüde yetişmek için çıldırıyor .Ancak bir kaza sonucu yolda kalıyorlar gece ıssızlığın ortasında.Şöförü lastiğin patladığını dilerse dışarda oturup beklemesini söylüyor adama ve araçtan çıkıp orada bulunan çimlerin üzzerine uzanıyor ve şöför işe koyuluyor...
Bir kaç saat sonra şöför patronuna gelip tekerlerği hallettiğini artık gidebileceklerini söylüyor.
Adam şöfere parlayan gözlerle bakıyor duyuyor musun? diyor.Şöför şaşkınlıkla bakıyor adama ...
-Uzandığı yerde ilk önce yıldızları fark ediyor herzaman orda olduklarını biliyor ancak ilkkez bu kadar uzun süre bakma (görme ) fırsatı oluyor aynı zamanda yıldızlara bakarken doğanın sesini işitiyor böceklerin çimlerde yürürken çıkardıkları sesi rüzgarın ağaçların yapraklarındaki hışırtısını... içinde bin pişmanlık oluyor bu güne kadar baktığım şeyleri demek ki hiç görmemişim diyor içten.
-Tekrar soruyor şöföre görüyor musun?
Neyi efendim demekle kalıyor
Yıldızları.
Evet her gece diyor şöför
Peki bakıyormusun yoksa görüyor musun? Diyor adam ve hikaye bitiyor.
Tam olarak bu şekilde olmaya bilir orjinalinide araştırmadım çünkü aklımda kalanları bana ders edindirdiği şeyi tasvir etmeye çalıştım.
Kilit kelime :Görmek.
Umarım sadece baktıklarınızla kalmaz hayatı görebildiklerinizle yaşarsınız.
İnanın bana daha geçekten daha anlam kazanıyor herşey.En azından ben yeni fark ettim.
Sevgiyle kalın.
Yine aldığım bir mail i paylaşmak istedim sizlerle link falan veremiyorum çünkü satış yapılıyor benim şahsen bir sigara kullanıcısı olarak hoşuma gitti
"Yalan Yok" gerçeklerin tüm çıplaklığıyla ekrana getirildiği bir "canlı yaşam şovu"
Bu akşam sevgili Yalçın Çakırın sunduğu o muhteşem programı izlerken resmen dehşete düştüm. 2 konuğu vardı ilki; kocası üzerine kuma getirdiği için ağlayıp sızlanan bir kadın, diğerde karısından dayak yediğini idda eden bir adam. Tamam buraya kadar herşey normal bu tarz programları az çok biliyoruz ve izliyoruz! İşin garip kısmı uzman olarak Haydar abimizin katılmış olması ama uzmanlık göstereceği alan sevgili program yapımcısının 2 dakikada bir dikte ettiği (ki dikte cümlesi de yukarıdadır) Amerika dan getirtilen yalan makinasından çıkacak olan verileri yorumlamak...