Ortaokul'da en büyük eğlencemiz tenefüslerde sıra üstünde yapılan para maçlarıydı. Hatta sınıfta aramızda bi lig bile yapmış, her tenefüste oluşturduğumuz fikstüre göre maçlarımızı yapıp hat safhada eğleniyoduk. Çünkü 3 puanlı sistemde herşey olabiliyordu :) Derslerde aklımızın bi köşesinde hep tenefüsteki maç oluyodu, maç sonucunun sıralamadaki durumumuzu nasıl etkileyeceğinin hesaplarını yapıyoduk. Yalnız son ders gelince futbol aşkı başka bi yöne kayıyordu. Çünkü ders bitip de eve gidince Tsubasa başlıyacak oluyordu.
O dönem Tsubasa seyretmeyen, mahalle maçında gaza gelip ayağına topu alınca sanki koşkoş saha bitmeyecekmiş gibi hırsa bürünüp Tsubasa'yım ulean edasıyla karşı kaleye koşmaya başlamayan kimse yoktu. Bazı maçlar iki-üç bölüm boyunca bitmez, hatta bi bölüm boyunca tek bi atak olduğu bile olurdu. Saha uzundu ama, naapsınlar. Öyle ki Tsubasa kendi ceza sahasından topu alıp koşmaya başladığında karşı kale görünmezdi, orta sahadan sonra üst direkten başlardı görünmeye. Nankatsu takımının oynadığı final maçları Fener-Cimbom maçlarından bile daha bi keyifle, ilgiyle seyredilirdi. Fener o dönem Atkinson'u alacağına Tsubasa'yı alsaydı, şimdi herkes Fenerbahçeli olurdu. En azından bizim yaş grubundaki herkes :)
Aynı dönemlerde bi de Benjamin vardı, o absürdtü ama. Ona özenip de kartal vuruşu yapmak isteyen sayısız çocuğun topu karşı inşaata kaçıp zalim inşaatçılar tarafından hunharca katledilmiştir. Şimdi hepinizi o toplar için bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum :)